Abdullah GÜLAY AYVAZOĞLU

                   

                          “Evet Efendim” 

         

           Beş daimi üye… Bunu kim demiş? Yine kendileri… Biz, “BM’nin beş daimi üyesiyiz”; alınacak kararlar bizim aleyhimize olmayacak; her birimizin veto hakkı bulunacak demişler! Sonra kendi aralarında oyun takımları kurmuşlar; Nato, Varşova, Pekin ve ekonomik birlikler…

 

          Düşman gibi görünenler aslında ittifak halindedirler ve yeryüzünde Siyonist/Evangelist küresel gücün ve İsrail’in düşman gördüğü hangi inanç, hangi kültür, hangi millet ve hangi yapı ise ona düşmandırlar! Kendi aralarındaki atışmalar, sataşmalar ve gerginlikler yapaydır ve diğer güç ve milletleri korkutmaya ve onları kamplaştırarak kontrol altında tutmaya ve gerektiğinde de kullanmaya yönelik seyirlik oyunlardır.

            Kimler bunlar? ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa; yani ikinci Dünya Savaşı’nın galipleridir… Bir de İsrail; korumalı din devleti! Onun aleyhine de karar alınamaz; daimi üye olmasa da İsrail, ABD’nin şemsiyesi altında veya şirketler ve lobiler aracılığı ile ABD İsrail’in kontrolü altındadır!

             Oh ne âlâ! Bir tarafta beş, diğer tarafta iki yüz beş! Bu ne adalet? Böyle bir dünyada barış ve huzur mümkün müdür? Şöyle bir bakalım: ABD ile Kanada komşu ülkelerdir ve aralarında hiç sorun yoktur. Buna karşılık Güney Amerika ülkelerinde darbeler, entrikalar, iç çatışmalar… Çünkü bunlar rahat bırakılmayan ülkeler! Güney Kore her alanda desteklenirken Kuzey Kore Düşman! Kore halkını Kuzey-Güney diye bölen de emperyalist Batı… Ortadoğu’da İsrail dost, diğerleri çıkar teknesi. Türkiye’ye gelince; Batılı sömürgecilerin çıkarlarına hizmet ettiği dönemlerde dost, müttefik(!) ve demokratik,  kendi ulusal çıkarlarına ve milli değerlerine sahip çıktığı dönemlerde düşman ve diktatör!

            “Dünya beşten büyüktür” denilmiş olması çok önemli bir aşama, bir uyanış ve uyarış hamlesi olsa da pratikte insanlık adına bir değişim ve dönüşüm sağlamıyor. Maalesef gücü elinde bulunduran bu ülkeler, elde ettikleri pozisyonu kaybetmek istemiyorlar. Bilakis gittikçe daha da saldırgan ve acımasız davranıyorlar.

             Kuzey Kore’deki füze denemeleri ve buna bağlı yapay gerginlikler -hiç riski yoktur denilemez ama- aslında Çin’i kontrol etmek için sahneye konulan onlarca senaryolardan sadece biridir. Ya da Çin’in ABD’ye karşı tampon olmak üzere desteklediği bir önlem ve hamledir. Görüldüğü gibi bu beş daimi Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin kendi aralarında da dünyayı paylaşma ve kontrol etme yarışı vardır. Amerika, Rusya ve Çin arasında çok belirgin olan bu mücadelenin görülmeyen aktörü aslında İngiltere’dir. Ondan da daha büyüğü KÜRESELCİLER dir. Yani 13 büyük aile ve onlara bağlı şirketler topluluğu… Bu kavga nedeniyle yeryüzünde çok kan akmıştır, akmaya devam etmektedir.

           Bu çerçevede Amerika’nın, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye açısından çok tehlikeli bir faaliyet içinde olduğuna bir kere daha dikkat çekmek istiyorum. Bölgeye sevk ettikleri silah, binlerce tırı geçti ve halen sevkiyata devam ediliyor…

        Aslında kendilerinin kurdukları Daeş’i bahane ederek Kuzey Irak’taki daha önce oynadıkları referandum oyunu, bölgede büyük ölçüde tamamlanmış olan Amerikan askeri üsleri ve kurulan komando tugayları, tehlikeli oyunun alametlerindendir. Hedef; Irak ve Suriye’yi üçe bölerek piyon devletçikler oluşturmak; buna ilâve olarak Türkiye’nin Güney sınırında güdümlü Kürt kantonları oluşturarak Büyük İsrail’in kuruluş çalışmalarında bir aşamayı daha geride bırakmaktır!

         Bir sonraki hedef Türkiye’dir. Aslında Türkiye bir sonraki değil, bizzat hedeftedir. Türkiye’nin ambargolarla askeri ve ekonomik olarak tökezletilmek istendiği aşikârdır. Etrafımızdaki ülkelere yerleşen Amerikan kuvvetlerine bakıldığında Türkiye’nin adım adım askeri olarak kuşatıldığı gün gibi ortadadır.  İçerideki terör gruplarını aktive ederek, siyasi kamplaşmayı yalan yanlış algı çalışmalarıyla artırıp ortamı gerginleştirerek milli güç unsurlarını zayıflatmak istediği herkesi malumudur.

        Kurulması öngörülen Büyük İsrail Devleti’nin topraklarının önemli bir kısmının Türkiye’nin güneyinde olduğunu unutmamak ve bu tehlikeyi bertaraf etmek için kararlı önlemler almak gerekir. Bunu yaparken ABD’nin her hamlesine şüphe ile bakmak gerekir.

        Bilimsel, ekonomik, endüstriyel, ticari ve askeri bağımlılığın böyle zamanlarda bir ülke için ne kadar bağlayıcı, ne kadar zorlayıcı olduğunu bir kere daha görüyoruz. F-35 ve S-400 tartışması bunun en bariz kanıtıdır. Müttefik olarak bildiğiniz süper gücün, sizin zayıf noktalarınızı çok iyi biliyor olması da cabası…! Bu nedenle her türlü bağımlılıktan kurtulmak için yürütülen ciddi çalışmaların bir an önce tamamlanması gerekir.

         Almanya’ya gelince, Almanya beş daimi üyeden biri değildir, topraklarında çok sayıda ABD üssü vardır; yani Almanya Amerika’nın, İngiltere’nin ve Siyonizm’in kontrolü altındadır ama ciddi bir teknik ve ekonomik güçtür. Türkiye’ye karşı tutumu bir ileri, iki geri, iki geri bir ileri şeklindedir!

                   Türkiye taviz vermeden, pes etmeden karşı mücadelesini sürdürmelidir.  Korkulacak bir durum yoktur. Türkiye’den yükselen aykırı sesler Batı’yı çılgına çevirmektedir. Çünkü geçmişte hep “Evet efendim!” diyen Türkiye’ye alışmışlardı. Yeni Türkiye’ye alışmaları zaman alacaktır…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.